Konuşan yalnız hakikattir !..

Beşer zulmeder, kader adalet eder...

Stand by (skeç)

31/3/2009

EFEKT: Cadde gürültüsü
NEVZAT: Hamdi. Hadi sen biraz bağır, yolcular toplana dursun, ben bir çay içip geliyorum.
HAMDİ: (Uzaklaşarak) Tamam abi.
NEVZAT: Şevki... Amorti Şevkiii, gel buraya.. Bana bir çay kap gel len.
ŞEVKİ: Emin misin abi?
NEVZAT: Ne demek ulan şimdi bu?
ŞEVKİ: Şu demek, çaya zam geldi.
NEVZAT: Yalan söyleme, yalan söyleme... Ben Anadolu çocuğuyum, yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar; Akşam Reha Muhtar’ı, Ali Kırcay’ı, Ahmet Hakan’ı, Defne’yi, hepsini dinledim. Hiç biri çaya gelen bir zamdan bahsetmediler.
ŞEVKİ: Petrole, akaryakıta zam geldi ya abi.
NEVZAT: Eee?
ŞEVKİ: Akaryakıt ve petrole zam gelince her şeye zam gelir. Biz de çay fiyatlarını artırdık....
NEVZAT: İyi de oğlum, verdiğin çaylarda bir benzin tadı alamıyoruz.
ŞEVKİ: Tüp neyle çalışıyor sanıyorsun abi? Siz de taşıma ücretlerine zam yapıyorsunuz.
NEVZAT: (Kızarak; elini ona vurur gibi) Ülen biz her hafta mı zam yapıyoruz?
ŞEVKİ: Petrol ürünlerine her hafta zam geliyor ama abi, zam gelmediği hafta da Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu kesintisi arttırılıyor.
NEVZAT: Ülen, zaten gözlerin yollarda böyle bekliyorsun; “Bu haftaki zam nerde kaldı, çok gecikti, acaba yolda başına bir şey mi geldi” diye,
ŞEVKİ: Abarttın be abi!
NEVZAT: (Sertçe) Şevki bana üç şekerli bir çay getir şevki?
ŞEVKİ: Son şeyin mi abi?
NEVZAT: Neyim mi?
ŞEVKİ: Son kararın mı?
NEVZAT: La git!..
ŞEVKİ: (Gülerek kaçar) Tamam tamam getiriyorum. He he heee...


2/

ŞEVKİ: Buyur abi, günlük olağan çayınızı getirdim... Afiyet olsun.
NEVZAT: Ülen Şevki bir de “mı acaba” deseydin var ya, alacaktım ayağımın altına.... Ne dikiliyorsun başımda... Aııhh ver bakayım len şu elindeki gazeteyi.
ŞEVKİ: Ama abi daha manşetine bile bakmadım.
NEVZAT: Hadi hadi sen müşterilerle ilgilen...
ŞEVKİ: Tamam ama ne olursun bu sefer bulmacasını çözme?
NEVZAT: Tamam çözmem için rahat olsun... (Çayını karıştırır, gazeteyi açar) Bakalım.. O ne len... (Okur gibi) “Kemal derviş tenis oynadı”. (Çayından bir yudum alır - çay için-) Ohaa oha bu ne len, bu dudak payı ne len?.. Merdivenle mi ineceğiz çaya, ülen Şevki çaycılık stajını Mozambik’te mi yaptın be... (Gazeteyi tekrar düzeltir) Bakalım ne var başka, hah... (Okur gibi) “İstanbul, 2008 olimpiyatlarına aday olamadı. Olay Kadıköy Çarşı Esnafında şok etkisi yaptı. ‘Avrupa Avrupa duy sesimizi’ sloganları eşliğinde sokaklara dökülen Çarşı Esnafını, Olimpiyat Komitesi Yetkilileri: ‘kontenjanlar dolu olduğu için 2008’e aday olamadık ama, 3816 Olimpiyatları için büyük bir ümit taşıyoruz’ diyerek sakinleştirdi.”
ŞEVKİ: Abi, çay parasını tahsil edelim.
NEVZAT: (Cebini yoklar) Ana hiç bozuk para kalmamış... Geçerken vereyim.
ŞEVKİ: Defter de epey kabardı bak abi!
NEVZAT: Ulan ülkenin dış borcundan daha mı fazla be.
ŞEVKİ: Ama abi?
NEVZAT: Topu topu 30 bardak çay borcumuz var, yaptığın muameleye bak be. Ulan ben IMF miyim de tak çıkarıp vereyim, istediğin parayı.
ŞEVKİ: Lamı cimi yok abi, bu sefer kesin alacağım çay parasını!
NEVZAT: (Sakin) Şevkiii... Amorti Şevkiiii, yaklaş sana ne diyeceğim. Hani şu Naciye var ya, senin sözlün.
ŞEVKİ: Eveet
NEVZAT: Onun annesi var, Bedriye..
ŞEVKİ: Eveeeet
NEVZAT: Senin müstakbel kaynanan... Bedriye hanım Kadıköy’deki işine kimin minibüsüyle gidip geliyor...
ŞEVKİ: Eeiii?...
NEVZAT: Otoban Nevzat’ın elbette ki. Bak Amorti Şevki, seninle bir Stand by anlaşması yapalım.
ŞEVKİ: Beni katakulliye getirmeyeceksin di mi abi?
NEVZAT: Getirir miyim Amorti Şevki? Bak işte anlaşma; ben Bedriye Hanım’dan minibüs parası almayacağım, sebebini sorarsa da Amorti Şevki alma dedi diyeceğim.
ŞEVKİ: “Şevki” de; Amorti şevki deme.
NEVZAT: He tamam, sen de buna karşılık benim borçları sileceksin; anlaştık?
ŞEVKİ: Anlaştık he he... Gazete sen de kalabilir abi, bulmacayı da çözebilirsin.
NEVZAT: Ulan Peşin parayı duyunca nasıl yamıştın... Hadi bana eyvallah.

3/

EFEKT: Cadde gürültüsüne çığırtkan sesleri karışmıştır
HAMDİ: Hadi Aksaray Aksaray Aksaray
NEVZAT: (Uzaktan yaklaşır) Ulan sen deminden beri “Aksaray” diye mi bağırıyorsun lan?
HAMDİ: Aksaray Aksaray.... Ne oldu abi?
NEVZAT: Olum Aksaray iki ay önceki hattımızdı Lan. Şuralara, şu çevrene bir baksana lan burası neresi?...
HAMDİ: Anaaa.... Abari!..
NEVZAT: İndir içerdeki Aksaray yolcularını... Olum ben sana boşuna mı veriyorum lan, üç ayda yirmi milyonu, iki aydır öğrenemedin... Kadıköy diyeceksin, Kadıköy’e varınca da “Üsküdar” diye bağıracaksın.


4/

HAMDİ: Hadi Üsküdar Kadıköy, Aksüküdar Akkadıköy Aks Üsküdar.
NEVZAT: Ben ne Yapayım lan seni Badanaj Hamdi? Hadi söyle ne yapayım şimdi?
HAMDİ: (Hüzünlenir) Abi ne bağırıyorsun ya, kaşında Teke Tek Programı konuğu mu var? Ağzım alışmış işte, diyemiyorum.
NEVZAT: (Yatıştırmaya çalışır) Canım canım... Hadi aslanım, dersin sen. Ben seni diksiyon kurslarına yollayacağım. Gülgün Feyman’dan ders aldırtacağım. Reha Muhtarlar, Ali Kırcalar ders verecek sana.
HAMDİ: (Sevinir) Gerçek diyorsun, değil mi abi?
NEVZAT: (Kendi Kendine) Hıh diksiyon kurslarına gönderiyim, ondan sonra Ana Haber Bülteni Spikeri ol bizi kazıma.. (Hamdi’ye) Hadi aslanım, hadi Badanaj Hamdi’m benim, yaparsın sen, söylersin sen.
HAMDİ: Nevzat Abi, Bir şey diyeceğim, ben yine iyiyim biliyor musun?
NEVZAT: Tabi iyisin oğlum.
HAMDİ: Bizim bir muavin arkadaş vardı, İzmarit Avni,
NEVZAT: Tanırım, Bir ara Sumsuk Zihni’nin yanındaydı.
HAMDİ: O abi, “Yukarı Dudullu Halâskârgazi”diyemediği için işten atılmış biliyor musun? “Git adını söyleyebileceğin bir hatta çalış” demişler.
NEVZAT: Ben biliyordum yeteneksiz olduğu.
HAMDİ: Hadi söyle “Yukarı Dudullu Halâskârgazi”
NEVZAT: “Yukarı Dudullu Halâskârgazi”.
HAMDİ: “Kara kartal sarkar dal kalkar; dal sarkar kara kartal kalkar”, hadi söyle..
NEVZAT: Len de git işine’
HAMDİ: Kadıköy, Kadıköy!
NEVZAT: İyi bağır yolcu gelmiyor, İyi bağır da yolcular toplansın. (Kendi de bağırır) Hadi Kadıköy. Kadıköy, Kadıköy.. Böyle bağıracaksın.
HAMDİ: Üsküdar Kadıköy, Kadıköy....



Bu bölüm “Şoförsem Günahım Ne” adlı oyunumun birinci bölümünden.

ÖNCEKİ SAYIDA NE YAZMIŞIZ

BULMACA BULDURMACA

1/
EFEKT: Kuş cıvıltıları
NEVZAT: Hamdi, söyle bakalım; bir renk?
HAMDİ: Sarı.
NEVZAT: Sa...rı... Sarı uymuyor.
HAMDİ: Kahverengi.
NEVZAT: Kah..ve...ren...gii.. Üç harf eksik kaldı.
HAMDİ: O zaman “neskahverengi”.
NEVZAT: Nes.. kah.. veren...gi... Oldu lan... Dur bakalım bu “Kö” neymiş. Altının ikisi, bir nota... Kö diye bir nota var mı lan Hamdi. Orhan babadan böyle bir nota duydun mu sen hiç?
HAMDİ: Orhan Baba’dan duymadım da, kıpraşımlı bir sanatçı var ya ondan duymuş olabilirim. Ha Azer Bülbül..
NEVZAT: Dalga geçme. Şurada, ayda yılda bir gazete bulmuşuz, ayda yılda bir bulmaca çözüyoruz içine turp suyu sıkma.
HAMDİ: Ha hatırladım abi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Devlet Konservatuarı yaylı sazlar bölümü, müzikte yeni arayışlar yapıyordu, gazetede okudum... onlar bulmuş olabilir... bu kadar aradıklarına göre, bulmuşlardır dokuzuncu notayı herhalde.

2/
NEVZAT: Hayda şurada da bir ZB çıkmış.. Bakalım... Yukarıdan aşşa beş... bir element.
HAMDİ: ZB, zibidinyumun simgesi abi, duymadın mı hiç?
NEVZAT: Zibidinyum mu? Neyse Nil’in kenarında yetişen ve milattan önce yaprakları kitap malzemesi olarak kullanılan bir kamış türü?
HAMDİ: Şeker kamışı
NEVZAT: şe.. ker.. kamı...şı ... ı sığmıyor...
HAMDİ: Siyah kareleri yanlış yere koymuşlar abi yine, üstüne yaz sen “ı”yı .
NEVZAT: Tamam uzatma da şu “ÖM” neymiş ona bakalım.
HAMDİ: Tersi milattan önce....
NEVZAT: Yok.... Ne bu... “Ömerikyumun simgesi”. İyi valla okulda bize öğrettikleri 114 element vardı. 200’e çıktı.
HAMDİ: Ne diyorsun abi sen! Bilim hızla ilerliyor. Demek ki Ömer adında biri bulmuş, Bir Türk, helal olsun.
NEVZAT: Helal olsun valla. Ben de diyordum, niye kitaplarda yazmaz bu elemen?... Bir Türk buldu ya..
HAMDİ: Abi biz zehir gibi milletiz bir aslında. Bu NASA’nın Apollo 11 var ya, uzaya gönderdiler; bizim Kaportacı kazım yapmış. Projesini de kroki Nuri çizmiş de söylemiyorlar saklıyorlar.
NEVZAT: Hamdi, boğaz köprüsünün altında var ya hazineler varmış lan . Bizim Dedektör Tevfik ben çıkarıvereyim demiş de Japonlar izin vermemiş. Köprüyü onlar yaptı ya...
HAMDİ: Kendileri götürecekler
NEVZAT: Tersi kozmonot. Bunu bilmeyecek ne var; astronot.. Hah astronot, dedin de aklıma geldi. Niyazi amcanın yurt dışında okuyan bir oğlu vardı.
HAMDİ: Cemalettin,
NEVZAT: Heee. Niyazi amca; “oğlum astronot olacak” deyip duruyordu. Ne olmuş, Cemalettin astronot olmuş mu?
HAMDİ: Geçen Niyazi Amca’yla sanayi de karşılaştık, Cemalettin astronot “olmuş".
NEVZAT: Yapma Len Hamdi, nasıl olmuş, o kadar kolay mıymış?
HAMDİ: Torpil Nevzat Abi, torpil. Okuldan Amerikalı yakın bir arkadaşı George Dabılyu Bush’un emmisinin oğluymuş. Adam NASA’da işe guyuvermiş Cemalettin’i. Öğle yemeği bedava, sigarasını da cebine koyuvermiş, tam gün de sigortasını yapıvermişler... Cemalettin paraya para demiyormuş.
NEVZAT: Ya ne diyormuş?
HAMDİ: “Paya” diyormuş, herif “r”leri söylemiyordu ya abi... Niyazi amca iki hafta önce oğlunun ziyaretine gitti ta Amerika’lara. Cemalettin, Niyazi Amca’yı Yankiler’le Losencılıs takımının beysbol maçına bile götürmüş. Göndermeden iki gün önce de Niyork Numune Hastanesinde baştan ayağa bir kontrolden geçirttirivermiş. Ha uçağa bindirirken de bin dolar kuyuvermiş cebine. Niyazi amca; “yok oğlum gerek yok” dediyse de, “al baba yav” demiş. “kulak arkası yaparsın” demiş.
(Birlikte gülerler)

ANLATICI : Kadının evle ilgili sorunlar bir yana, çalışan kadının sorunları hiç bitmiyor zaten. Diyelim ki bütün gün deli gibi çalışmışsınız. İş çıkışı bir otobüse binmişsiniz, otobüs hınca hınç dolu. Memurlar, işçiler ve ısrarla başkasının gazetesini okuyucularla haşır neşir olduktan sonra, otobüs yolculuğunu tamamladınız ve işte nihayet evinizdesiniz.
Ters taraftan kadın yorgun argın girer.
ANLATICI : Rahatça gerindiniz.
Kadın gerinir.
ANLATICI : Yorgunsunuz.
KADIN : Yorgunum.
ANLATICI : Çok yorgunsunuz.
KADIN : Çok yorgunum.
ANLATICI : Tek bir ses bile duymak istemiyorsunuz.
KADIN : Tek bir ses bile duymak istemiyorum.
ANLATICI : Ama unutmayın ki hayatın her anında küçük bir sorun çıkabilir.
KADIN : (Anlatıcıya döner.) Hayır efendim, sorun falan istemiyorum. Tek bir ses bile duymak istemiyorum.
Kapı zili üstüste çalmaya başlar.
KADIN : Offf... Kim acaba? Geldim, geldim.
Kadın kapıyı açar. Pazarlamacı çocuk kafayı uzatır.
PAZARLAMACI : İyi günler hanfendi abla. Kapıyı açmakla ne kadar iyi ettiğinizi birazdan anlayacaksınız. İçeri buyurmaz mıyım? E, gireyim bari. (Girer)
KADIN : Ne oluyor be? Sen kimsin? Ne istiyorsun?
PAZARLAMACI : Ben bir şey istemiyorum, siz istiyorsunuz. Ama sayemde istediğiniz ansiklopedilere kavuşacaksınız. Körün istediği bir göz, allah mavi lens veriyor, iyi mi?
KADIN : Allah allah, sen kimsin çocuğum.
PAZARLAMACI : Haklısın abla, tanışmayı unuttuk. Benim adım Cengiz, arkadaşlarım bu yüzden bana Nuri demezler.
KADIN : Adın Cengiz ise, arkadaşların sana niçin Nuri desinler?
PAZARLAMACI : İyi ya abla, bizde demezler diyoruz. Senin adın ne? Dur! Söyleme, ben tahmin edeyim. (Çıkar, kapı ziline bakar, döner) Şahabettin.
KADIN : Saçmalama.
PAZARLAMACI : Ama kapı zilinin üstünde Şahabettin yazıyor.
KADIN : O babamın adı.
PAZARLAMACI : Zil babanın mı? Seni görmeye gelenler bu zili kullanamıyorlar mı? Sizin ailede herkesin ayrı bir zili mi var? Memleket nere Zile mi?
KADIN : Yahu sen ne istiyorsun evladım.
PAZARLAMACI : Ben ansiklopedi satarım abla. Peşin fiyatına taksitle Gelişim Haşırt.
KADIN : Bana ne!
PAZARLAMACI : Sana ne olur mu abla, sen alacaksın.
KADIN : Bak çocuğum, çok yorgunum, aşırı sinirliyim. Ansiklopedi filan istemiyorum, çık evimden hadi.
PAZARLAMACI : Tamam abla, kimseye zorla birşey satacak değiliz. Sen kaç taksit yapacağız onu söyle.
KADIN : (Bağırmaya başlar.) Ulan manyak. Sen beni çıldırtmaya mı geldin? Ansiklopedi istemiyorum. Evimi terketmeni istiyorum. Yoksa polis çağıracağım.
PAZARLAMACI : Bir dakka hanfendi bir dakka. Siz bana bağıramazsınız. Ben öyle sıradan bir insan değilim. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Ben Mehmet Çubukoğlu'nun kardeşiyim.
KADIN : Mehmet Çubukoğlu kim?
PAZARLAMACI : Ağbim, tanımazsınız. Kaç taksit yapıyoruz ablacım, peşinat ne veriyorsun?
KADIN : Bak evladım, beni neden deli etmek istediğini anlamış değilim. Beni niçin tahrik ediyorsun ha. (Ağlamaya başlar.) Allah kahretsin sinirlerim bozuldu.
PAZARLAMACI : Niye ağlıyorsun be abla, değer mi? Gençsin, güzelsin, başkasını bulursun.
KADIN : Ne diyorsun be?
PAZARLAMACI : Seni terkettiyse kendi kaybeder diyorum. Kaç taksit yapıyoruz abla.
KADIN : Yalvarıyorum sana düş yakamdan... Düş evimden... Düş sekizinci kattan. Bak karakol iki bina ötede, seni son kez uyarıyorum.
PAZARLAMACI : Abla kalbimi kırıyorsun, farkında değilsin. Sanki biz keyfimizden yapıyoruz bu işi. Benim hayatım keder yüklü. Annem, ben doğmadan ölmüş. Babam daha geçen gün sünnet oldu. Bütün sünnet masraflarını ben karşıladım ya. Kolay mı? Ekmek parası, cüzdan yarası. Kaç taksit yapıyoruz abla, peşinat ne veriyorsun.
KADIN : (Telefona sarılır.) Bunu sen istedin. (Numaraları hızla çevirir.) Alo karakol mu? Memur bey iki bina üstünüzde oturuyorum. Gül apartmanı 7 numara. Hemen gelin lütfen. Haneye tecavüz var. Tecavüzcü yanımda. Evet, evet bekliyorum. Lütfen acele edin. (Telefonu kapar.) Şimdi göreceksin sen. Bir insanın ruh sağlığıyla oynamak ne demekmiş göreceksin.
PAZARLAMACI : Sen.... Şimdi.... Ansiklopedi.... İstemiyor musun yani?
KADIN : Hala soruyor yahu, hala soruyor. İS-TE-Mİ-YO-RUM.
PAZARLAMACI : Hayır istemiyorsan açıkça söyle. Kimseye zorla birşey satacak değiliz. Ben prensip sahibi bir insanım. Benim için hayatta önemli sekiz şey vardır.
KADIN : Nedir o sekiz şey?
PAZARLAMACI : Pamuk Prenses ve yedi cüceler. Kaç taksit yapıyoruz abla, peşinat ne veriyorsun?
KADIN : Ulan şimdi seni.
Kadın pazarlamacının boğazına sarılacakken kapı çalınır.
KADIN : İşte polis geldi. Şimdi görürsün sen.
Kadın kapıyı açar. Polis girer.
POLİS : Buyrun hanfendi.
KADIN : Hoşgeldiniz memur bey. Bu çocuktan şikayetçiyim. Hemen tutuklayın onu. Hatta isterseniz pencereden aşağıya atalım, intihar etti deriz.
POLİS : O kolay efendim, onu hallederiz. Yalnız müsaadenizle önce ek işimizi yapalım. (Aniden bir tencere çıkarır.) Şu elimde görmüş olduğunuz tencere uygun fiyat ve taksitlerle sizin olabilir.



Perde kapanır