Konuşan yalnız hakikattir !..

Beşer zulmeder, kader adalet eder...

'Çiçek Abbas'ın Ergenekon Atışması”Bir yandan Ergenekon soruşturması tüm hızıyla sürerken, diğer yandan Ergenekon üzerine yapılan atışma, duvar yazıları gibi mizahi söylemler de internet ortamında gittikçe yaygınlaşıyor.


Bu atışmalardan biri de “Çiçek Abbas” filminde Şener Şen ve İlyas Salman’ın karşılıklı atışmalarından esinlenerek yazılan Çiçek Abbas’ın Ergenekonlaştırılmış hali…

Çiçek Abbas (İlyas Salman) ile Şakir’in (Şener Şen) kahvedekilere çay ısmarlama ısrarları üzerine yapılan atışma, Türk Sinema tarihinde unutulmayacak anlardan biridir. Minibüsünü yeni alan Çiçek Abbas, kahvedekilere çay ısmarlamak ister, bunun üzerine Şakir karşı gelir. Tartışma anında orada bulunan Mustafa (Ahmet Mekin) tartışmayı tatlıya bağlamak için atışma teklifinde bulunur. Zihinlere kazınan o an, Türk sinemasını seven-sevmeyen herkesi yıllardan beri güldürmektedir.

İnternet takipçileri, bugünlerde gittikçe yaygınlaşan Ergenekon atışmalarına, Çiçek Abbas filminde zihinlerde yer edinen meşhur sözlerin değiştirilmiş haliyle katılmakta.

İşte Çiçek Abbas’ın Ergenekonlaştırılmış atışması:

-Âşıksan vur saza, Turhan Çömez’sen bas gaza

-Londra’ya can feda, Türkiye’ye elveda

-Bedrettin’im kaçan bir güneş, Tuncay’ım içerde çilekeş

-Cephaneler kapkara, darbederin gönlü kara

-Gaz, fren, şanzıman; Bedrettin Dalan

-Seç beni, seveyim seni

-Demokrasi otobüstür binmesini bilmeli

-Kaybetsen de kazananı indirmesini bilmeli

-Bana darbe vurma

-Darben kime yabancı?

-Girme günlüğüme sen de aldanırsın

-Sollama beni, sollarım seni

-Seçimde geçme beni, darbemle ezerim seni

-Kozmoz dikenli bir hayat, vatanseverlerde mi kabahat?

-Çankaya’ya yaklaşma toz olursun, köşke çıkma pişman olursun

-Seçimle giderim, darbeyle gelirim

-Oy istedim vermediler, sen halkçı değilsin dediler

-Demokrasimiz darbe zoru, Allah’ım sen bizi koru

-Darbe bir sudur, yap yap kudur

-Sandığı çekene, derdini hazmedemeyene sor

-Aşk çekenin, para “Biz kaç kişiyiz?” diyenin

-Kabahat halkta değil, halka oy hakkı verende

kaynak:haber7

Çin usulü MSN

26/4/2009

Ergenekoncusun dediler, iktidarı vermediler

Rampaların ustasıyım, 1 Numara'nın hastasıyım.

Hatalıysam Silivri'de görüşelim

Yakamoz, Sarıkız, Ayışığı, darbeden mi geliyon tugayın yakışığı

Kazancımız bilek zoru, Allahım sen bizi 13. dalgadan koru!

Dalga dalga geldiler, bizlen dalga geçtiler

Sen kaçıncı dalgadansın arkadaş?

Yiğit kavgasız, Ergenekon dalgasız olmaz

Nazar etme ne olur, çalış senin de iddianamen olur

Elimdeki keleş, belimdeki mermiler kadar yakınsın bana Jitemlim

Yollar gidişime, kızlar bomba atışıma hasta.

Kamyoncu lokantası değil cezaevi yemekhanesi

Eylemde seçiciysem günahım ne?

Perinçek de sollardı

Silivri yollarında değil, senin kollarında öleyim.

O şimdi hapiste…

1 Numara sağolsun

Vur kalbime hançeri, yüreğim parçalansın; fazla derine inme, çünkü orda sen varsın.

Darbelerin ustasıyım, GATA'nın hastasıyım.

Gatakulli yapma bana, yamyam bakteri yollarım sana

Bir sana, bir de GATA'nın sabah uykusuna hastayım.

Gönlünde yer yoksa bana güzelim, fark etmez ben GATA'ya da giderim

Tek rakibim Gladyo

Herkes sanıyor ki hastayım, oysa Silivri'de mapustayım

Yolların kralı man, şovların kralı Tuncay Özkan

Korkmadı cüzzamdan bile Türkan, korktuğu kadar türbandan…

Çağdaş yaşamcıyız dediler, bursları (/)'ya verdiler

Haberal'dan haber geldi, Güniz Sokak kederlendi

Demirel'in hastasıyım, provokasyonun ustasıyım.

Gaz, fren, şanzıman; cephanesiz halim duman

En hakiki mürşit, darbeci Hurşit

Aramasın gözler onu, o şimdi tutuklu

Özkan, Haberal, Perinçek; yine efkarlandın bi fırt çek

Sen sus, eylemin konuşsun

Ömür biter, saklanan cephaneler bitmez...

Darbemi yaparım, Paşa Paşa yatarım

Bir kavanoz reçel, gülüm mapusluk da geçer

Torpidonda silah yoksa güzelim, fark etmez bombayla da işi hallederim.

İktidar dediğin taktın mı kola, çaktın mı duvara yapışmalı!

Dünya dikenli bir hayat, hep Ergenekoncularda mı kabahat ?

Duanla mı yaşadım ki, iddianla öleceğim?Şoför molasız, darbe medyasız olmaz

Yoksa sende bi numara yok mu be 1 Numara ?

Varsa yalanım, asit kuyularında yanayım

Miras değil örgüt parası

Dalgalandım da duruldum, 12. dalgada vuruldum!

İstedim vermediler, sen Ergenekoncusun dediler

Tek rakibim RTE!

10 tekersin, çok şekersin; Ergenekoncu olma çok çekersin

Ergenekon dalga dalga, benim radyom kısa dalga

Ergenekon dalgalandı, bilmem nasıl algılandı

Her kızda resmim, her savcıda ismim vardır

Silivride yer yoksa güzelim, Ben İmralıya giderim.

Ergenekon gidişime,Hurşit duruşuma hasta

Burma burma bıyıklarım 12.Dalgada ayıklarım.

Burs istedim vermediler, Sen irticacısın dediler.

Ömür biter dalga bitmez.

Önünü görmeden sollama, Hurşite acı haber yollama


8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir" filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.
9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada.
Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı.
Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim.
"Ayıpsın abi, Hazreti Isâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile verdi.
O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.

Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın altıncı katına çıktım. Içeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da geleceğim.

2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz "İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı.
Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Adına maklube dedikleri kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!

12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" diye sıkıştırıyor.
"Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam?

6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda. Tuvaletleri pek temiz değil. Ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!

16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca "Hadi camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum. "Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.

1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar, Müslüman yapacaklar enayi." diye çıkıştı. Itiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim.
"Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu'ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni. Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecit'in evine taşınıyorum. Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!

6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi, "Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.

9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; Sabah namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum. Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.

21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler." dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte.
Benim din değiştirdiğimi sanıyor gerzek.
Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysa ki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern bir duruşu var gibi sanki; hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde bir dayılanma. Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonar çıkıyor:
"İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
Yayıncım, "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.

"HAMD OLSUN"

Yıl 2047

25/3/2009



CHP Genel Başkanı istifasını isteyenlere sert bir dille cevap verdi



İstanbul'un trafiğini rahatlatmak için yapılacak yeni köprüye yer kalmadı



Rahatsız olan genç subaylar emekli olunca Cumhuriyet gazetesi 'Emekli subaylar rahatsız' manşetiyle çıktı

Kredi kartı hayatın her alanında kullanılmaya başlandı



Uzaya da çıksak kebabımızdan vazgeçmeyiz


Dünyayı kurtaran adamın torunun oğlu gösterime girdi



Hayatımızın vazgeçilmezleri telefon ve televizyonlar entegre çalışmaya başladı. Siyaset de kendisini bu teknolojiye uydurarak seçim sistemini telefonlara uyarladı